Aylar süren yoğun bir hazırlığın ardından yerleştirme sonuçlarını alan ya da tercih sürecini tamamlamış olan tüm adaylara içtenlikle tebrik ederiz. Türkiye’de üniversiteye giriş süreci, disiplin, sabır ve uzun soluklu bir emek isteyen zorlu bir yarış. Bu emeğin karşılığını alıp eğitim hayatına yeni bir şehirde devam etme hakkı kazananlar kadar, bu yıl hedeflediği sonuca ulaşamayıp yeniden hazırlanmaya karar veren gençler de aynı emeği, aynı kararlılığı gösteriyor. Bu yazı, iki grup için de geçerli olan ortak bir gerçeğe değiniyor: yoğun bir hedefe odaklanmış olmak, sosyal ve duygusal yükü hafifletmiyor — bazen tam tersine, bu yükü daha da görünür kılıyor.
Bununla birlikte, Eylül ve Ekim aylarında binlerce genç, üniversite eğitimi için ilk kez ailesinden ayrılıp başka bir şehre taşınacak. Ankara da bu hareketliliğin en yoğun yaşandığı şehirlerden biri. Yeni bir kampüs, yeni bir ev, yeni insanlar — ve çoğu zaman, hayatlarında ilk kez uzun süreli bir aile ayrılığı. Bu geçiş dönemi, sosyal kaygıya zemin hazırlayabilecek ya da var olan sosyal kaygı belirtilerini belirginleştirebilecek bir dönem olarak öne çıkıyor.
Sosyal Kaygı Nedir?
Sosyal kaygı, başkaları tarafından değerlendirilme, eleştirilme ya da mahcup duruma düşme korkusuyla şekillenen, sosyal ortamlarda belirgin rahatsızlık hissiyle kendini gösteren bir kaygı türüdür. Yeni bir çevrede — sınıf arkadaşları, yurt oda arkadaşları, öğretim üyeleri ile kurulan ilişkilerde — bu kaygı daha görünür hale gelebilir. Bu durum tek başına bir tanı anlamına gelmez; ancak günlük işlevselliği belirgin biçimde etkilediğinde dikkate alınması gereken bir alandır.

Neden Özellikle Bu Dönem?
Üniversiteye başlangıç, literatürde “gelişimsel geçiş dönemi” olarak tanımlanan, kimlik arayışı, istikrarsızlık ve yeni bir yaşam düzenine uyum sağlama çabasının bir arada yaşandığı bir evre. Bu dönemde ailesinden ilk kez uzun süreli ayrılan gençlerin büyük bölümü, “gurbet duygusu” (homesickness) olarak adlandırılan; eve, tanıdık yüzlere ve rutine duyulan özlemle şekillenen bir uyum sürecinden geçiyor. Araştırmalar, üniversitenin ilk yılında bu duygunun öğrencilerin önemli bir kısmında görüldüğünü, sosyal kaygı belirtileriyle sık sık iç içe geçtiğini gösteriyor.
Veriler Ne Söylüyor?
Konuyla ilgili literatür, birkaç tutarlı bulguya işaret ediyor:
- Farklı ülkelerde yapılan çalışmalarda, üniversitenin ilk yılındaki öğrencilerin önemli bir kısmının gurbet duygusu yaşadığı; bunun sosyal çekilme, odaklanma güçlüğü ve kaygı belirtileriyle ilişkili olduğu bildiriliyor.
- Beş farklı şehirden 847 üniversite birinci sınıf öğrencisiyle yapılan bir çalışmada katılımcıların yaklaşık beşte biri kaygı, dörtte biri ise depresif belirtiler bildirmiş; aile işlevselliğinin ve sosyal desteğin zayıf olması bu belirtilerle anlamlı biçimde ilişkilendirilmiş.
- Bir başka çalışmada, evden uzakta olmanın ve arkadaşlık kurmakta zorlanmanın, üniversiteye uyum güçlüğü yaşama olasılığını belirgin biçimde artırdığı bulunmuş.
- Türkiye’de 84 binden fazla üniversite öğrencisiyle yürütülen bir çalışmanın verilerine göre öğrencilerin yaklaşık yüzde 45’i depresyon ya da kaygı belirtisi gösteriyor; buna karşın kampüslerdeki psikolojik destek imkanlarından haberdar olmayan öğrenci oranı da yüksek.
Bu veriler, yeni başlayan öğrenciler için yaşanan zorlanmanın bireysel bir eksiklik değil, bu yaşam evresinin doğal bir parçası olduğunu gösteriyor.
Mit ve Gerçek
Mit: “Sosyal kaygı sadece utangaçlıktır, zamanla kendiliğinden geçer.” Gerçek: Utangaçlık ile sosyal kaygı farklı kavramlardır; sosyal kaygı günlük işlevselliği (ders katılımı, arkadaşlık kurma, yurt yaşamı) belirgin biçimde etkileyebilir ve bir kısım genç için zamanla kendiliğinden azalmayabilir.
Mit: “Aileden ayrılınca yaşanan zorluk sadece ilk haftalarla sınırlıdır.” Gerçek: Araştırmalar, gurbet duygusunun bazı öğrencilerde dönem boyunca dalgalı bir seyir izleyebildiğini; özellikle sosyal çevre kurma sürecinde zorlanan öğrencilerde daha uzun sürebildiğini gösteriyor.
Bireysel – Yüz Yüze Yaklaşımlar
Sosyal kaygıyla ilgili psikoterapi araştırmaları, büyük ölçüde yüz yüze ve bireysel formatlarda yürütülen çalışmalara dayanıyor. 2025 yılında yayımlanan geniş kapsamlı bir meta-analiz, bilişsel davranışçı terapi, bilişsel yeniden yapılandırma, maruz bırakma temelli çalışma, psikodinamik terapi, kişilerarası terapi ve farkındalık temelli yaklaşımlar olmak üzere altı farklı psikoterapi yönteminin etkilerini karşılaştırdı; incelenen tüm yaklaşımların bekleme listesi koşuluna kıyasla sosyal kaygı belirtilerinde azalma ile ilişkili olduğu görüldü.
Genç yetişkinlerle yürütülen bir başka randomize çalışmada, bireysel bilişsel terapi ile maruz bırakma bileşeni içeren grup çalışması karşılaştırıldı; her iki yaklaşımın da bekleme listesine kıyasla sosyal kaygı ve depresif belirtilerde azalmayla ilişkili olduğu bildirildi. Bu bulgular, yüz yüze ve bireysel temasın sosyal kaygı alanındaki araştırma geleneğinde uzun süredir merkezi bir yer tuttuğunu gösteriyor.
Aileden Uzakta Geçen Süreçte Genel Çerçeve
Yeni bir şehre taşınan gençler için bu dönem, sosyal çevre kurma, rutin oluşturma ve aileyle iletişimi yeni bir denge içinde sürdürme gibi birden fazla uyum sürecini aynı anda içeriyor. Literatür, bu süreçte sosyal destek ağlarının ve aile ile kurulan işlevsel iletişimin, yaşanan zorlanmayla ilişkili önemli değişkenler arasında yer aldığına işaret ediyor. Bu, sürecin tamamen kişisel çabayla değil, çevresel ve ilişkisel bağlamla birlikte şekillendiğini gösteriyor.
Ne Zaman Destek Almak Gerekir?
Yeni bir düzene alışma sürecinde zaman zaman kaygı, yalnızlık ya da özlem hissetmek beklenen bir durumdur. Ancak bu duygular haftalar içinde azalmıyor, ders katılımını, arkadaşlık kurma çabasını ya da günlük yaşamı belirgin biçimde zorlaştırıyorsa, bir ruh sağlığı uzmanından destek almak faydalı bir adım olabilir. Ankara’da yeni yaşamına başlayan öğrenciler için bu tür bir değerlendirme, sürecin daha anlaşılır hale gelmesine katkı sağlayabilir.
Bu satırlar, önümüzdeki dönemi yeniden bir sınava hazırlanarak geçirecek gençler için de geçerli. Uzun soluklu bir hedefe yeniden odaklanmak da kendi içinde yoğun bir duygusal yük taşıyabilir; bu süreçte de gerektiğinde destek almak, sürece değer katan bir adımdır.
Dr. M. Alper Çınar, Psikiyatri Uzmanı, Ankara, dralpercinar.com
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi tavsiye yerine geçmez.
